TRABZON TARİHİ RESİMLENİYOR
“Büyük devletler kuran ecdâdımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdâdını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
 
   
 
TÜYB 120cm x 180cm / 2012 Ş.ŞEYİHOĞLU
 
    Trabzon’da Rus İşgali ve Muhacirlik (1916)
 
 
Ruslar askeri gerekçelerle şehirde birçok imar çalışmalarında bulunurken, tarihi dokuda da büyük tahribat yaptılar. Rusları askeri amaçlarla tamamen veya kısmen tahrip ettikleri evlerin sayıları üç binden fazlaydı. Şehirdeki cami türbe ve mezarlarda bu tahribe uğradı. Rus bilim adamları kazılar yaptılar.
(TC Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2006: 94)

Ruslar Karadeniz sahillerinde ilerlerken bölgedeki Türkler de Rus işgali altında yaşamamak için büyük bir göç başlatmışlar, perişan bir halde batıya doğru ilerleyen muhacir kafileleri Rusların hızlı ilerleyişi karşısında geri çekilmek zorunda kalan asker müfrezeleri ilekarışmıştı. (Lermioğlu, 2011)

…21 Şubat 1916 Kasabada bugüne kadar görülmemiş mahşeri bir izdiham var. Trabzon’dan, Karadeniz’in doğu sahillerinden sökün eden her sınıftan müteşekkil muhacir kafileleri ardı arası kesilmeyen dalgalar halinde, sel halinde akıp geliyor. Yollar, tekmil binalar bu perişan halkla dolmuş, taşmıştı. Kahvehaneler, mektepler, camiler, medreseler bunlara tahsis edildi. Fakat ne yapılsa faydasız. Genel ve özel binalar ihtiyacı önlemekten pek uzak. Bu sebeple gelen muhacirlerin mühim kısmı yollarda, sahilin kumlukları üstünde yer yer ateş yakıp barınmaya, istirahata çalışıyorlar. Aynı günde kasabamız halkı da hicrete başladı. Bir kayığı Ordu kasabasına kadar kiralamak için bedelinin bir kaç mislini ödemek lazım. Kiralanan kayıklarla hicret eden ailelerin eşyası taşınıyor. Yeis, fütur, hüzün ve keder her dakika bir vesile ile artıyor. Kasabayı terk edenlerin ayrılıkları cidden hazin ve yürek paralayıcı. Evinin kapısını kapayan her aile, bir canlı cenaze gibi yakınlarını, komşularını gözyaşlarına boğuyor. İstila ve işgal tehdidi altında asırlık mesut yuvalarını, maddeten manen bağlı oldukları bu toprakları, tekmil varlıklarını, refahlarını, istirahatlarını, düzenlerini, sıcak ocaklarını terk ederek gidenlerin ızdırabı kalemle ifade edilemeyecek kadar taşkın. Hicret yoluyla yurttan, çift ve çubuktan ayrılmak ölümlerin en fecisinden daha feci. Daha elim. Evinin kapısını gözyaşları ile kapayan her bedbaht aile efradı kabristanındaki ölülerine son ziyareti ifa için kabristana vardıkları anda eminim ki, toprak altında yatan ölülere gıpta ediyorlardı. Ani bir ölümle yurdun her topraklarına karışıp bir zerre halinde kalmak bu dakikalarda ne saadetti. Yüzler bir ölünün rengi gibi sönük, gözler yaş içinde. Boyunlar bükük. Kalpler ızdırap
ateşleriyle tutuşmuş. Güz mevsiminde dalında sararıp rüzgârla yere düşen yapraklar gibi nereye düşeceklerini, nereye varacaklarım bilmeden şuursuz bir cereyanla dalgın ve şaşkın ayrılıyorlar. Her biri birer canlı cenaze. (Lermioğlu, 2011)

 
 
   


 
Bu sitede yer alan eserlerin hiç biri ( tamamen yada kısmen) sanatçısından izinsiz
veya kaynak gösterilmeden kullanılamaz...