Tarihe Yön Veren Kent Trabzon /The History Maker City Trabzon
 
 
“Büyük devletler kuran ecdâdımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdâdını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
 

 
 
 
 
 
Trabzon’un Fethi, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’a Girişi (1461)

Osmanlı ordusunda yer alan ve tahminlere göre yeniçerilere hizmet veren bir mevkide olan Konstantin Mihailoviç’in hatıratından aktarıldığına göre; “ … biz bu şekilde Trabzon bölgesinde bir dağa ulaştık. Bu dağdan aşağıya inen yol oldukça bozulmuş ve düşen ağaçlar tarafından kapatılmıştı. Fatih’in kendisine ait yüz adet arabası vardı. Yol şartlarının kötülüğünden ve bu arabalar çamura saplandı ve ordu hareket edemez hale geldi. Sultan emir vererek bu arabaları kestirdi ve yaktırdı. Bunları çeken atları kim istediyse verdi. Bu arabaların yüklerini develere yükledi. Sultan, daha önceden bölge hakkında elde ettiği bilgiler çerçevesinde yol şartlarının kötü olabileceğini tahmin etmiş ve kendisi ile beraber sekiz yüz deve getirmişti…” (Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2006:66).

Sara Hatun “Hey Oğul! Bu Trabzon’a bunca zahmet nedendür” dedi. Padişah cevap verdi: “Bu zahmet din yolunadır. Zira elimizde İslam kılıcı vardur. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmeyiz bize gazi demek yalan olur ve hem yarın Hak huzuruna varacak hacıl oluruz” dedi (Turan, 1994: 40).

Karadan ilerleyen Osmanlı ordusunda yer alan tahminlere göre yeniçerilere hizmet veren bir mevkide olan Konstantin Mihailoviç’in hatıratından aktarıldığına göre; “… Sultan Trabzon’u kuşattı aynı zamanda sultanın büyüklü küçüklü yüz elliye varan gemileri de Karadeniz’den gelip büyük silahlarla denizden Trabzon’u kuşattılar. Osmanlı ordusu kentin önlerine gelmeden evvel donanma kuşatmaya başladı, kaledekilerle savaşıldı (Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2006:66).
“…Gelibolu Valisi Kazım Beğ ile Yakup Beğ komutasındaki donanma Mahmut Paşa’dan bir ay önce Trabzon önlerine gelerek şehri ve kaleyi denizden çevirip top muharebesi yapıyordu. Kara ordusunun sarp dağları aşarak ağır silahlarla Trabzon’a ulaşması beklenmiyordu. Fakat İmparator, ağır toplarla, mancınıklarla donatılmış Osmanlı ordusunu karşısında görünce şaşırmıştı…” (Hacıfettahoğlu, Bal: 1994: 23).
“… Fatih gelmeden önce Mahmut Paşa şehri kuşattı, İmparatora Sultan namına elçi ve mektup göndererek şehri teslim ettiği takdirde kendisine bir tımar verileceği bildirildi. Buna karşın David kızını padişahın almasını ve Trabzon’un kendisine bırakılmasını teklif ediyordu. Fatih buna ve kraliçenin Gürcü damadına kaçmasına çok kızdı ve şehri hücumla almaya karar verdi. 28 gün süren (Bu süre ile ilgli farklı kaynaklarda farklı rakamlar geçmektedir) muhasaradan sonra nihayet İmparator adamlarını otağı hümayuna gönderip şartlarını kabul etti, Sultana teslim oldu” (Turan: 1994: 40).

   
Fatih Sultan Mehmet
 
 
 
 
Fatih Sultan Mehmet Han
Fatih Sultan Mehmet, 29 Mart 1432’de, Edirne’de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Humâ Hatun’dur. Fatih; uzun boylu, dolgun yanaklı, beyaz tenli, kartal burunlu, kolları adaleli ve kuvvetli bir padişahtı (Demirci, Terzioğlu, Ürküt 2011: 50). Devrinin en büyük âlimlerinden çok iyi eğitim görmüştü; yedi yabancı dil bildiği söylenir. Âlim, şâir ve sanatkârları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi. Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmet’in en çok değer verdiği âlimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmet, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi… Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi (Türk Tarih Kurumu, URL 1).
Fatih Sultan Mehmet
… Fatih Sultan Mehmet bir batı kaynağının kaydettiği üzere; her işte son derece atılgan, Makedonyalı İskender gibi şan ve şeref kazanmak isteyen, zeki, sert mizaçlı zevk ve sefaya sırtını çevirmiş bir hükümdardı. Türkçe, Rumca ve Slavca olmak üzere üç dil bilirdi. Çağdaş Arap kaynaklarına göre “Ulemaya karşı yakınlık göstermek, onlarla görüşmeye önem vermek ve onlardan yanına gelenleri tazimle karşılamak gibi meziyetleriyle beraber babasının Frenkler’i defetmek yolundaki gayretlerine devam etti; fakat zevk ve safa hususunda ondan geri kaldı”. Kısaca Fatih tarihte imparatorluk kurucularının vasıflarını taşır, dünya hâkimiyetini amaç edinmiş kudretli bir asker ve geniş görüşlü bir kültür adamıdır. Fatih’in bütün hareketlerine amansız önlemlerinde olduğu kadar ilmi ve sanatı himaye ve teşviklerinde şu esas fikir hâkimdir: Devletini her bakımdan dünyanın en üstün ve kudretli imparatorluğu haline getirmek. Bu amaçla İstanbul’un fethinden sonraki ilk işi iktidarını fiilen sınırlandıran Çandarlı Halil Paşa ile kendisine karşı savaşarak tahtını tehdit etmiş olan Orhan Çelebi’yi ortadan kaldırmak olmuştur (İnalcık, 2010: 190).

Anadolu tarihinde meydana gelen en köklü ve kalıcı değişiklik Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasıdır. 1071 Malazgirt Savaşı akabinde Anadolu Müslüman Türkler tarafından fethedilerek bugüne kadar devam eden Türk devletleri zincirine sahne olmuştur. Bu devletler zincirinin en önemli halkalarını Büyük Selçuklu, Türkiye Selçukluları ve Osmanlı Devleti oluşturmakta olup, kurucuları XI. yüzyıldan itibaren kendilerine Türkmen de denilen Oğuzlardır. Türkiye tarihinin yerli kaynaklarında adı ilk önce anılan Oğuz boyu muhtemelen Çepniler olup, Karadeniz kıyılarının fethinde önemli rol oynamışlardır. Fatih 1461’de Trabzon seferine çıktığında Giresun’dan itibaren, Karadeniz kıyıları Trabzon tekfurlarının elinde olmakla birlikte bu toprakların güneyinde ve yaylalarda uzun zamandan beri büyük bir Türk yerleşimi mevcuttu. Fatih’ten önceki dönemde de Osmanlılar Trabzon ve çevresindeki siyasi gelişmelere kayıtsız kalmamışlardır. Rum tekfurlarının Osmanlı aleyhtarı milletler arası bir ittifak kurma çabaları Doğu, Orta Anadolu ve Karadeniz’de sürekli hâkimiyet kurmak isteyen Fatih’in dikkatini çekmiştir. Osmanlı kara ve deniz kuvvetlerinin ortaklaşa yürüttüğü seferle Trabzon Türk idaresine alınarak Bizans’ın Anadolu’daki son kalıntıları temizlenmiştir (İnan, 2003:71).

…Fatih Arabistan ve İran’da devrinin büyük ulemasını tanır, onları ülkesine getirtmeye çalışırdı. Kendi ülkesindeki ulemanın Acem ve Arap uleması düzeyinde olmamasından dolayı üzüntü duyardı. Ancak Hocazade ile yabancılar karşısında övünürdü. Fetihten sonra İstanbul’da sekiz kiliseyi medrese haline getirdi; Ayasofya medresesini açtı. Kendisi medreseleri bizzat teftiş eder, dersleri dinler ve ödül verirdi. Sarayda, seferlerde, yolda, sünnet düğünü gibi toplantılarda ilmi tartışmalar yaptırırdı (İnalcık, 2003:406).
 
 
 
 
 
Fetih ve Trabzonun ilk Yöneticileri

... Trabzon, Zağanos Paşa’nın doğduğu bir şehir olduğu için bu fetihte bulunmak isteyeceğini düşünen Fâtih, O’nu tekrar merkeze çağırdı. Sefer için bir divan toplantısı yapıldı… Zağanos Paşa, Fâtih’ten takriben bir ay önce emrindeki donanmayla Trabzon önlerine gelmişti. Trabzon’un batı yakasından hududu Ayafokas (Akçakale) denilen bir noktadan başlamaktaydı.

…Zağanos Paşa’nın II. Mehmet’in Trabzon seferinde bulunmuş olması mümkündür. Bugün Trabzon şehrinin topografyasında Zağanos Paşa adını taşıyan yerlerin varlığı (Zağanos Paşa Köprüsü, Zağanos Paşa deresi, Zağanos Paşa mahallesi vb.) bunu gösterir. Hatta Makedonya taraflarında idareci iken II. Mehmet’in emriyle 1463’te Trabzon imparatorunun kızı Anna’nın kendisine verildiğine dair kayıtlar vardır. Bir rivayete göre Müslüman olmayı reddeden Anna’yı kısa bir süre içinde hareminden uzaklaştırmıştır. Zağanos Paşa muhtemelen 868’de (1464) veya bu tarihten az sonra vefat etmiştir (Emecen, 2013:72-73).

Fatih’in Trabzon seferi sırasında 300 parçalık Türk donanması Trabzon Limanı’na gelmiş, karaya asker çıkarmış, çarpışmaya başlamıştı. Sadrazam Mahmut Paşa komutasındaki kuvvetler de Trabzon’a varınca Trabzon Kralı David Komnen savaşın sonundan kuşkulanmaya başladı. Kısa bir süre sonra, toplarla donatılmış güçlü ordusuyla Fatih şehrin karşısına gelince, dayanmanın imkânı olmadığını anladı ve teslim görüşmelerine hazır olduğunu bildirdi. Başmabeyincisi Yorgi Amirutzes’i (George Amiroutzes) teslim görüşmelerini yapmakla görevlendirdi. Fatih Sultan Mehmet de Sadrazam Mahmut Paşa’ya yetki verdi. Mahmut Paşa’nın Amirutzes’in Trabzonlu teyze oğlu olduğu düşünülmektedir. Her ikisi de İstanbul’un fethini görmüşlerdi. Bu nedenlerle anlaşmaları kolay oldu ve kısa sürede sonuca varıldı. Taraflarca imzalanan antlaşmaya göre; Fatih Sultan Mehmet, David Komnen’e Trabzon’un gelirine denk bir başka yer verecek, David Komnen de Trabzon Kalesi’ni teslim edecekti. Öyle de oldu ve 21 Muharrem 866 (26 Ekim 1461) Pazartesi günü Trabzon kalesi Türklere teslim edildi. Müslüman Türk birlikleri kaleye girdi. Donanma Komutanı ve Gelibolu Sancak Beyi Kazım Bey Kale’yi teslim aldı. Trabzon şehrinin ilk yöneticisi oldu (Goloğlu, 2013: 20-21).

… Fatih Sultan Mehmet Trabzon’dan ayrılmadan önce şehrin yönetimini Gelibolu Sancak Beyi Donanma Komutanı Kâzım Bey’e verdi. Yanına birkaç gemi ile biraz asker, silah ve yiyecek bıraktı. … Fatih’in Trabzon’dan ayrılması üzerine; şehrin yönetimi kendisine bırakılmış olan Kâzım Bey, Trabzon Devleti’nin Krallık Sarayı’na yerleşti. Trabzon’un bu ilk yöneticisi hakkında tarihçilerin değişik görüşleri vardır. … Kanımızca; Trabzon’un ilk valisi olmasa bile ilk yöneticisi Kâzım Bey’dir. Kâzım Bey, Gelibolu Valisi ve bu nedenle donanma komutanıdır. Çünkü Gelibolu, Osmanlı Türklerinin ilk düzenli tersanesinin bulunduğu şehirdir ve Kaptan-ı Derya’lık (Donanma Komutanlığı), Gelibolu Valilerine verilen bir ünvandır. Gelibolu Valisi Kâzım Bey de Donanma Komutanı olarak Trabzon seferine katılmıştır. Böylesine bir devlet adamı olduğu için de, Trabzon şehrine yerleşinceye kadar, şehrin yönetimini düzenlemekle görevlendirilmiştir (Goloğlu, 2013:24-25).
… Trabzon, Osmanlı Döneminde eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey’dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah’a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon’da yaşamıştır (Trabzon Valiliği, URL 2).

1470 yılında; Fatih Sultan Mehmet’in oğlu olan Amasya Valisi Şehzade Bayezid’in yedi yaşındaki oğlu Şehzade Sultan Abdullah’a Trabzon Valiliği verildi. Böylece Trabzon, padişah çocuklarının yönettiği önemli bir il, yani Şehzade Sancağı oldu. Amasya’da babasının yanında bulunan Şehzade Abdullah; İl Muhafız Komutanı olan Lalası Hayreddin Hızır Paşa ve annesi Şirin Hâtûn ile birlikte Trabzon’a geldi. Yukarıhisar, ya da İçkale Camii’nin yanındaki Şadırvan duvarındaki kitâbede bu olay belirtilmekte ve Padişah Sultan Bayezid Han’ın oğlu Sultan Abdullah’ın valiliği zamanında, annesi Şirin Hâtûn tarafından vakfedildiği bildirilmektedir. Trabzon’da Şehzade Abdullah’tan çok annesinin tanındığı ve ün aldığı anlaşılmaktadır. Çünkü bugün bile Trabzon’da bir semtin adı Şirin Hâtûn Mahallesi’dir

  Yavuz Sultan Selim

Yavuz Sultan Selim, 10 Ekim 1470’de doğdu. Babası Sultan II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun’dur. Gülbahar Hatun, Dulkadiroğulları Beyliği’ndendir. Yavuz Sultan Selim; uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. İyi bir eğitim gördü. Babası Sultan II. Bayezid, padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim’i Trabzon Sancağı’na vali olarak tayin etti. Şehzade Selim, Trabzon’da devlet işlerinin yanında, ilimle uğraşır ve büyük âlim Mevlâna Abdülhalim Efendi’nin derslerini takip ederdi. Trabzon’u çok güzel idare eden Şehzade Selim, bu arada komşu devletlerle de ilgilendi. Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508). Çok güzel ata biner, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanırdı. Güreşmekte, ok atmada ve yay çekmede ustaydı. Savaştan hoşlanmakla beraber çok ince bir ruha da sahipti. Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi (Türk Tarih Kurumu, URL 1).

Kanuni Sultan Süleyman, 27 Nisan 1495 Pazartesi günü, Trabzon’da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun’dur. Hafsa Hatun Türk ya da Çerkez’dir. Kanuni Sultan Süleyman, yuvarlak yüzlü, elâ gözlü, geniş alınlı, uzun boylu ve seyrek sakallıydı. Kanuni Sultan Süleyman devri, Türk hâkimiyetinin doruk noktasına ulaştığı bir devir olmuştur. Babası Yavuz Sultan Selim, onu küçük yaşlardan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye başladı. Benzeri görülmemiş bir terbiye ve tahsil gördü. İlk eğitimini annesinden ve ninesi Gülbahar Hatun’dan (Yavuz Sultan Selim’in annesi) aldı. Yedi yaşına gelince tahsil için İstanbul’a, dedesi Sultan II. Bayezid’in yanına gönderildi. Şehzade Süleyman, burada Karakızoglu Hayreddin Hızır Efendi’den tarih, fen, edebiyat ve din dersleri alırken, savaş teknikleri konusunda da öğrenim görüyordu. On beş yaşına kadar Babası Yavuz Sultan Selim’in yanında kalan Şehzade Süleyman, kanunlar gereği sancak istemesi üzerine, önce Sarkî Karahisar’a oradan da Bolu, kısa bir süre sonra da (1509) Kefe sancak beyliğine tayin edildi(Türk Tarih Kurumu, URL 1

 
 
 

   
 

Kanuni Sultan Süleyman Han ( Trabzonda doğan Padişah)

… Kanuni Sultan Süleyman, miladi takvime göre kırk altı yıl süren hükümdarlığıyla Osmanlı tarihinde tahtta en uzun süre kalan padişahtır. İcra ettiği on üç büyük sefere yakışır şekilde savaş meydanında ölümüyle sona eren bu saltanat yılları daha sonraki dönemlerde hiç unutulmamış, onun şahsında Osmanlı Devleti’nin en parlak zamanını yaşadığı kanaati daha torunu tahtta iken yaygınlaşmış ve daima ideal bir devir olarak anılmıştır. Bu düşünce ileriki yıllarda kriz dönemlerinde belirgin hale gelmiş, zamanla bunu nitelendirmek üzere altın çağ kavramı kullanılmıştır (Emecen, 2010: 72).

...Dönemin Osmanlı ve Batılı kaynakları Kanuni Sultan Süleyman’ı genelde birbirine benzer ifadelerle tarif eder. Cülûsundan itibaren yakından takip edildiği için fiziki yapısı çok iyi bilinmektedir. Gerek hayatının türlü safhalarını resimleyen minyatürlerde gerekse onu bizzat gören Batılıların gravürlerinde resmedilen fiziki yapısı birbiriyle benzerlik gösterir. Gençlik çağında babası gibi sakalsız, fakat uzun bıyıklı iken daha sonra sakal bırakmıştır. 1520’de tahta çıktığında Venedik elçisi onu uzun boylu, narin fakat dayanıklı, ince ve kemikli yüzlü, zorlukla seçilebilen sakalı ve bıyığı olan, cana yakın ve iyi huylu bir genç şeklinde tarif ederek “İsmiyle müsemma” olduğunu belirtmiştir. 1542’de Kanuni’yi gören bir Fransız onun uzun boylu, ince yapılı, kemikli, zayıf, esmer, geniş alınlı, iri siyah gözlü, biraz kemerli uzunca burunlu, kızıla çalan gür bıyıklı, ince sakallı diye tasvir etmiştir. 1553’te bir başka Venedik elçisi padişahın, çok adil olmakla şöhret bulup hiç kimseye haksızlık yapmadığını, dinine atalarından çok daha fazla bağlı olduğunu yazmıştır.
Aynı tarihlerde Mekke şerifinin adamı Kutbüddin el-Mekki ise huzuruna çıktığı padişahın zayıf, nurani yüzlü, yaşlı biri olduğunu aktarmıştır. Osmanlı kaynaklarında ise geniş ve dolgun yüzlü, çatma kaşlı, ela gözlü, koç burunlu, uzun boylu, kısa sakallı ve uzun bıyıklı olarak tanımlanır. Arifi Fethullah Çelebi’nin Süleymanname adlı eseriyle Seyyid Lokman’ın Hünername’sinde yer alan minyatürler padişahın hem fiziki yapısını hem faaliyetlerini resme dökülmüş bir halde sunar. Hüner Name’de özellikle çok iyi ok attığı, bir kılıç üstadı olduğu, av sırasında ok ve kılıçla ayı, su sığırı, yaban domuzu, kaplan gibi vahşi hayvanları öldürdüğü anlatılır. Kanuni Sultan Süleyman’ın av düşkünlüğü ata binemeyecek duruma gelinceye kadar sürmüştür. Çağının diğer hükümdarları gibi avlanma vesilesiyle ihtişamını halka göstererek bunu bir meşruiyet aracı haline getirmiştir. Gerek bu vesileyle gerekse uzun seferleri dolayısıyla imparatorluğunun çeşitli bölgelerini tanımış, doğuda ve batıda pek çok yeri görmüş, şehir ve kasabaları dolaşmıştır. Bu bakımdan o, imparatorluğunu coğrafi temelde de bizzat gezerek tanımış son Osmanlı padişahı olacaktır (Emecen, 2010: 72).
Kanuni son seferini Macaristan üzerine yaptığı sırada tam 71 yaşındadır ve Zigetvar kuşatması sırasında kalenin alınmasından önce vefat etmiştir (Demirci, Terzioğlu ve Ürküt: 2011:96).
   
Trabzon Valisi İskender Paşa

… İskender Paşa, Kastamonu Ayanı Mustafa Bey’in oğlu olup Yavuz Sultan Selim döneminde Trabzon Sancak Beyi’dir. Trabzon Valiliği’ne muhtelif dönemlerde dört kez atanmış, toplam on iki yıl valilik yapmıştır. Valilik süresi Osmanlı Devleti’nin bürokratik geleneği içerisinde hayli uzun bir zamanı ihtiva etmektedir. İskender Paşa’nın, Trabzon Valiliği ile ilgili dikkate değer diğer bir husus da Trabzon Sancakbeyi Yavuz Sultan Selim’in Nisan 1512’de Osmanlı Padişahı olmasından sonra Trabzon’a atanan ilk Sancak Beyleri’nden olmasıdır. İskender Paşa’nın Trabzon’daki ilk valiliği 1512-1513 yılları arasında olup kısa bir süre devam etmiştir. Paşa’nın bu dönemde Şah Kulu isyanı ile uğraştığı görülmektedir. Şah Kulu’nun Amasya’yı ele geçirmesi üzerine buraya yardıma gelerek şehrin kurtarılmasını sağlamıştır (Mistepe, 2007).
İmar etkinlikleri ile ünlü İskender Paşa 1529 yılında kendi adını taşıyan camiyi medresesi ile birlikte yaptırmıştır. Tablonun arka planında işlenen bu cami, geniş bir alan içerisine inşa edilmiş olup ters T planlıdır. Yapının etrafını kalın çevre duvarı çevirmektedir. Camii avlusuna kuzey ve doğudan girilir. Fakat kuzeydeki kapısı taç kapı vazifesi görmektedir. Evvelce avlunun sağında İskender Paşa medresesi yer alırdı. Fakat günümüzde söz konusu olan bu medreseden hiç bir iz kalmamıştır. Giriş kapısı üzerinde bulunan H. 1300 (1882) tarihi, yapının tamir edildiği yılı gösterir eserin bu tarihten sonra büyük değişiklik ve onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Batıdaki son cemaat yeri 1973 yılında eklenerek yapıya iç mekân genişliği sağlanmıştır. Bu bölümün önünde, bahçede görülen mezar, camiyi yaptıran İskender Paşa’ya aittir (Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2000:189).

 
Trabzon Bedesteni ve Çarşı (17.yy)

… Bedestenlerin kâgir ve sağlam yapılar olması, ahşap dükkânların yangınlarda yok olması göz önüne alınarak hiç değilse değerli malların korunabilmesi açısından daha emniyetli olmasıyla izah edilebilir. Buralarda tüccarların kıymetli malları dışında çarşı esnafının, tüccarların kasaları, evrakları, defterleri, yakın tarihe gelinceye kadar önemli bir sosyal müessese olan esnaf ve zanaatkâr loncalarının belgeleri muhafaza edilmekteydi. Şu hâlde bedesten çarşı ve endüstri mahallelerinin bir nevi çekirdeği durumunda idi. Çarşılar bunun etrafında biçimleniyordu. Bu gelişme İstanbul Kapalı Çarşısı’nın doğuşunun nasıl cereyan ettiğini gösterir. Bedestenlerin içinde dolap denilen satış tezgâhları, dış duvarlarına bitişik dükkânlar vardır. Dört cephesinde demir kaplanmış sağlam kapıları, yüksekte ve az sayıda penceresi mevcuttur. Bunların da gerektiğinde demir kepenklerle korunduğu anlaşılmaktadır. Binaların içi kalın kare payelere dayanan tuğla kemerlerle bölümlere ayrılmış, bunların üzerleri yine tuğladan kubbelerle örtülmüştür (İnan, 2013:100).

   

Trabzon Limanı
...Doğu Karadeniz’in önemli bir sahil kenti olan Trabzon, aynı zamanda doğu dünyası ile batı dünyasını birbirine bağlayan çok önemli bir liman kapısıdır. Kentin doğudan ve güneyden gelen ticari yolların kesiştiği bir kavşak noktasında kurulmuş olması, Trabzon’un jeo-stratejik konumunu oldukça güçlendirmektedir. Doğuda Hindistan Afganistan-Kuzeybatı İran içlerinden gelen ve Anadolu’da Doğubayazıt-Erzurum-Bayburt-Gümüşhane ve Zigana Geçidi (2010m.) üzerinden Trabzon’a ulaşan ünlü kervan yolu, kenti bir ticaret merkezi haline getirmiştir. Trabzon’a, Ön Asya ve Uzak Doğu’dan gelen bu ticaret yolunun yanı sıra, batıdan ve kuzeyden, Karadeniz üzerinden gelen gemilerin kullandığı deniz yolu ve güneyden gelen önemli bir başka ticaret yolu da ulaşmaktadır. Kuzey Suriye’den gelen ve Erzincan-Bayburt-Gümüşhane-Zigana Geçidi üzerinden Karadeniz’e ulaşan bu ticaret yolu, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin en önemli liman kenti Trabzon’da son bulmaktadır. Trabzon Limanı’nın İran, Doğu Anadolu ve Kuzey Suriye bölgelerinin batıya açılan en önemli kapısı olması nedeniyle, özellikle Ortaçağ’da birçok Müslüman coğrafyacının bu kenti “Dünya Ticaret Merkezi” olarak adlandırmasına yol açmıştır.(Kayaoğlu, 2002:1’den akt:Çiğdem, 2012)
   

Evliya Çelebi ve Trabzon Ziyareti (Ağustos 1640)
Trabzon’un havası ve suyu güzel olup bütün halkı da zevkine ve gezmeye düşkündür. Bu şehrin halkı eskiden beri yedi kısımdır. Bir kısmı idareci ve kibar olan beylerdir ki güzel samur kürklerle gezerler. Bir kısmı ilim ve irfan sahibi şahıslardır. Bunların özel elbiseleri vardır. Üçüncü kısım da tüccarlardır ki Azak, Kazak, Mebril, Abaza, Çerkezistan ve Kırım’a gidip ticaret yaparlar. Çuha ferace ve kontuş, dolama ve yelek giyerler. Dördüncüsü sanayicilerdir ki hepsi çuha ferace elbise giyerler. Beşincisi Karadeniz gemicileridir ki elbiseleri kendilerine göre demir koparan, şalvar, çuha dolama giyerek bellerine astar sararak deniz üzerinde ticaret yaparak para kazanırlar. Altıncısı bağ bekçileri ve bahçıvanlardır. Bu şehirde Boztepe bağları otuz bin kadar bağ ve bahçeler vardır. Yedinci kısım da balık avcılarıdır. Çünkü Trabzonlular balığı pek severler. Yeryüzünde Trabzon’un kuyumcuları gibi usta kuyumcular yoktur.
   

Trabzon’da Rus Çıkartması ve Sargana Savaşı (1810)
…1809’da Ruslar Trabzon’u bir baskınla ele geçirmeye teşebbüs etmiş, fakat çıkan fırtına nedeni ile karaya çıkamayınca, Akçaabat’ın batısında Sargana burnunda karaya çıkmışlardı. Bölgede bulunan kuvvetlerin ve çevreden toplanan köylülerin yardımı ile geri püskürtülen Rusların Trabzon’u ele geçirme hayalleri yüzyılı aşkın bir süre daha devam etmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Anadolu’dan ilerleyen Rus kuvvetlerinin bir kolu da Karadeniz’deki Rus Donanması’nın desteğinde Doğu Karadeniz sahillerinden Trabzon’a doğru ilerlemişti (TC Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2006).
…Akçaabat açısından Osmanlı döneminin en önemli olayı, 18 gemiden oluşan Rus donanmasının Sargana burnu önünden Kavaklı Köyü’ne doğru yaptığı çıkarmaya karşı yöre halkının yarattığı yiğitlik destanıdır. (Lermioğlu, 2011:143)
   
 

Trabzonlu Kadınlar ve Musiki
“Trabzon’un fethinden sonra şehir merkezinin Türkleştirilmesi amacıyla Osmanlı iskân politikaları çerçevesinde Anadolu’nun başta Konya, Karaman, Amasya, Manisa bölgeleri olmak üzere çeşitli yerlerinden ve Balkanlardan önemli bir Türkmen nüfusu yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra Osmanlı açısından stratejik bir yer olarak görülen Trabzon’a devlet teşkilatı hemen kurulmuş, şehir tıpkı Bizans döneminde olduğu gibi küçük İstanbul olma özelliğini sürdürmüştür. Aynı şekilde bu dönemde İstanbul’da egemen olan musiki anlayışının Trabzon’da da takip edildiğini söylemek mümkündür. Nitekim musiki ile ilgisi olduğu bilinen padişahlardan biri olan Yavuz Sultan Selim Osmanlı tahtına geçtiği zamana dek Trabzon’da valilik yapmıştır ve ömrünün en uzun zamanını burada geçirmiştir. Oğlu Süleyman ise çocukluk yıllarını burada geçirmiştir. Ancak, Süleyman’ın Trabzon’da kaldığı süre içerisinde bir musiki eğitimi alıp almadığı bilinmemektedir. Günümüzdeki Gülbahar Hatun Camii’nin geçmişte var olan yapısıyla Trabzon’da önemli bir külliye olduğu düşünüldüğünde, pekâlâ musiki eğitiminin bu dönemden itibaren var olduğu sonucu ortaya çıkar ki, bu ihtimal göz ardı edilmedentarihi Kaynaklarda araştırılması gereken bir husustur (Akat:2012).
   
 

İpek Yolu’nda Değirmendere Köprüsü
“Deniz ve karayollarının kavşak noktası” olarak da adlandırılan Trabzon kentine önce Cenevizliler sonra da Venedikliler koloni oluşturmuşlardır. Trabzon-Tebriz karayolu binek hayvanları ile 12-13 gün, kervanla 30-32 günde alınabiliyordu. İstanbul-Trabzon gemi seferleri çok eski zamanlardan beri yapılmaktadır. Örneğin seyyah Geoffery, bu yolu 19 günde, Klavijo ise 22 günde tamamlayabilmişlerdi. Yelkenliler bu yolu 4-5 güne indirmişti. Çin’den başlayıp batıya doğru uzanan İpek yolu ve ticareti dört ana güzergâhtan yapılıyordu. (Tezcan, 2001:74’den akt: URL 7)

Bunların ilki beklide en önemlisi karadan giden birinci yoldu. Çin’in iki önemli başkenti Chang-an ve Lo-Yang’dan başlayan batıya doğru Kansu bölgesinden Doğu Türkistan’a ve oradan da Batı Türkistan’dan geçtikten sonra İran’a ulaşıyordu. İran’dan devam edenyol Asya Kıtasında Doğu Akdeniz’in en önemli Liman Kenti Antakya’da son buluyordu. Bu yolun İran’dan Karadeniz’e geçen bir başka ucu da bulunmaktaydı. Hazar denizi güneyindeki Ecbatana’dan Tebriz -Artaxata – Dvin Phasis güzergâhından Karadeniz kıyısındaki Trabzon şehrine ulaşıyordu. Trabzon’dan Gümüşhane-Erzurum-Kars-Tebriz üzerinden Semerkant’a ulaşan İpek Yolu’nun bu bölümü için Avrupalılar öneminden dolayı “Semerkant’a giden altın yol” adı verilmiştir. (Tezcan, 2001:74’den akt: URL 7)
     
 

Trabzon’da Rus İşgali ve Muhacirlik (1916)

Trabzon’un işgali, Rusya’nın müttefiki olan İngilizlerin Manchester Guardian gazetesine şu manidar ifadelerle yansımıştı (Manchester Guardian, 3 Nisan 1916: 10’dan akt: Öksüz, Usta, 2014:36.)
“San Stefano Antlaşması’nın 19. maddesine rağmen Rusya Karadeniz sahilinde 40 millik alanı ve içerdeki 20.000 mil karelik alanı ele geçirdi. Rusya’nın gözü sürekli olarak Mithridates’in eski baş şehri olan, kendine özgü konumundan dolayı ve siyasi, coğrafi, tarihsel olarak ünlü bir şehir olan Trabzon’un üzerinde idi.”Muhacirlik günlerini bizzat yaşayan Mahmut Goloğlu ise o günleri şu şekilde tasvir etmektedir: Trabzonlular hayatlarının en acılı günlerini yaşıyorlardı. Evlatlarının çoğu savaşlarda şehit düşmüştü. Geri kalanları hala silah altında ve cephelerde idi. Bütün bunlar yetmezmiş gibi birde Pontus’cu çetelerinin saldırılarına uğruyorlardı. Eli silah tutan bütün evlatlarını cepheye yollamış olan Trabzonluların tek istekleri, nesi varsa bırakıp gitmek ve düşman eline esir düşmemekti. (Goloğlu, 2013:227-228).
… Sürmene köylerinde köylüler toplanmış, hep birlikte ve dayanışma halinde muhacir çıkma kararı almıştı. Dağ köyleri Bayburt, Gümüşhane taraflarına göç etmeyi düşünmekteydi. Fakat bu bölge, Erzurum’u alan Rus kuvvetlerinin tehdidi altında idi. Bütün halk sahile inerek, sahilden batıya doğru gitmeyi kararlaştırdı. Harbin başlamasından sonra, Rus donanması Karadeniz’de Türk ulaşımını engellemekteydi. Ordu için malzeme taşıyan birçok geminin yanı sıra bölgeye yiyecek taşıyan gemiler bile batırılmış ya da yedeğe alınarak içindekilerle birlikte götürülmüştü. Buna rağmen Karadeniz’deki ulaşım küçük tekneler ve filikalarla yapıldığı için limanlar ve sahildeki çekek yerlerindeki küçük tekneler bombalanarak tahrip edilmiş ve batırılmıştı. Bu nedenle çok az sayıda kayık vardı. Denizden Karadeniz’in azgın dalgalarının yanı sıra Rus donanmasının tehditlerine rağmen bu kayıklara binerek göç edenler, karadan göç edenlere göre oldukça şanslı sayılırlardı. Çünkü sahilde doğu batı istikametinde doğru dürüst bir yol yoktu. Deniz kenarından geçen dar bir patika 5-10 km de bir dereler tarafından kesilmekte idi. Bu derelerin çoğunda köprü yoktu. Karadere gibi büyük derelerden, “Pereme” denilen bir salla geçiş sağlanmakta idi. Bu salın bir seferi uzun zaman aldığı için muhacirlerin çoğu bellerine kadar suya girerek karşıya geçmekte idiler.(Bilgin, Yıldırım, 1990:392)

   
 

Trabzon Sultan Murat Yaylasında Osmanlı-Rus Savaşı (23 Haziran 1916)

22 Haziran 1916 sabahı Çaykara’nın güneyindeki Sultan Murat Yaylası ile Köprübaşı’nın güneyindeki Madur Dağına taarruz eden Türk kuvvetleri bölgedeki Rus kuvvetlerini hezimete uğratmıştı. Rus kuvvetleri dağılarak sahile çekilirken Türk kuvvetleri de Maçka bölgesin den Trabzon’a indiklerinde geri çekilecek olan Rusları Sürmene-Of bölgesinde imha etmek üzere hazırlık yapıyordu (Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2006).
Rus Kafkas ordusu sağ kanadında, Karadeniz kıyısında Polathane batısından Haldizen Dağlarına kadar 5. Kafkas ordusu bulunmaktaydı. Bu orduda toplam 56 tabur piyade (48.000 tüfek), 112 top ve 12 bölük süvari askeri bulunmakta idi (I. Dünya harbinde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı, 1993’den akt. Albayrak, 2013:92). Buna karşılık Çoruh cephesi olarak Türklerde 21.994 muharip piyade, 47 makineli tüfek, 158 kılıç, 38 top vardı… Bu savaşlar içinde özellikle Sultan Murat Yaylalarının Şüheda tepesinde düşmanla korkunç savaşlar olur. Bu savaşlarda 1 subay ve 70 erimiz şehit düşer ama tepeyi düşmana bırakmazlar. 23 Haziran 1916 yılında olan savaşta şehit olanların anısına 1968 yılından beri bir anma günü yapılmaktadır (Albayrak, 2013:92-95).

Mareşal Fevzi Çakmak, (1936)’ın ifadeleri ile bu savaş şu şekilde tasvir olunmaktadır:
“30 Haziran’da Sultan Murat Yaylasına kadar yaklaşan Drujinler (Kuzey Kafkasyalılardan oluşturulan Rus Muhafız Birlikleri) 4. Alayımızın topçu ateşi himayesinde yaptığı süngü hücumu ile Kacalak Tepesine kadar takip olundular. Ruslar Of istikametine panik halinde kaçarken köylülerin saldırısına uğrar ve tüfekleri alınır. Santa cephesinde yerli Rumlar Ruslara yardım ettiği için bu mıntıkalarda Ruslar tutunabilmişti. Düşmanın üç misline yaklaşan kuvvetleri karşısında geliştirilen taarruzlarla Trabzon’u zapt etmek imkânımız doğmuş. Birkaç saatlik bir taarruzla Of ve Sürmene alınarak kara yolu ulaşımım kesebilecek duruma gelmiştik. Bu harekâtla 1500’den fazla esir alınmış ve Ruslara 5000’i aşkın ölü verdirmiştik. Bizim zayiatımız da bunun üçte biri kadardı. Özellikle yerli ahalinin Türk ordusu ile birlikte hareket edip kaçak Ruslara saldırması Rusların zayiatım artırmıştı. Bu durum Kafkas cephesi komutanım hatta Çar’ı bile endişeye sevk etmişti” (akt: Bilgin, Yıldırım, 1990: 390-391).

   

Trabzonlu Milis Kuvvetlerin Ordu ile Birlikte Ruslara Karşı Verdiği Mücadele (1916/1918)

Denizden yapılan bombardımanlara dayanamayan Türk kuvvetleri, sahilden 30 km. içeriye çekildiler. Dağlarda aylarca süren harpler oldu. Bu harplerde nizami kıtaların yanı sıra gönüllü halkın oluşturduğu çeteler de görev yapmıştır. Arazinin sarp olmasından da yararlanarak direnişlerini sürdürdüler… Rusların bu direnişi, taşınarak cepheye getirilmiş bir topun yardımı ile kırılarak, yapılan ani bir taarruzla düşman mevzileri ele geçmiş, panik halinde geri kaçan Ruslar Kazankıran mevziine kadar püskürtülmüştü. Burada ormanlık bölgeye giren çok sayıda Rus askeri çevre köylerden gelen köylüler tarafından öldürülmüş ve silâhları alınmıştır… (Bilgin, Yıldırım, 1990:376-385).


22 Haziran’da geliştirilen taarruzda 9. ve 33. fırkalar Madur ve Polut Dağı’na ilerlerler. 23 Haziran’da muharebe devam eder. 22-23 Haziran gecesi burada yerli ahaliden Hacı Mecid’in teşkil ettiği 40 kişilik gönüllü müfrezesi Çevik köylülerin yol göstermesi ile kayalıklar arasındaki gizli bir patikadan gece tırmanır ve Polut Dağı’ndaki Plâstonlara hiç beklemedikleri bir anda ve arkadan saldırır. Rus askerleri arasında çıkan panik sonucu çok sayıda Rus Kelekkabanı denilen uçuruma düşmüştü. Ruslar çok sayıda ölü ve esir bırakarak kuzeye doğru kaçarlar (Mareşal Fevzi Çakmak’tan akt: Bilgin, Yıldırım, 1990:385).

   
 

Trabzon’un Düşman İşgalinden Kurtuluşu (24 Şubat 1918)
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon’a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka’ya taşınır. Çaykara’da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of’ta Baltacı, Arsin’de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilir, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon’a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan l916 yılında Trabzon’a girer. Rusların Trabzon’da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, yerli halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler. 1917’de Rusya’da “Bolşevik Devrimi” olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon’dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ’da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat’a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey’in komutasında üç koldan Trabzon’a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon’a girer. (URL 4). (TC Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 2006:94)
   
Mustafa Kemal Atatürk'ün Trabzonu ziyareti

Trabzon’u üç kez onurlandıran büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, ilk ziyaretlerinde yaptıkları konuşmada Trabzonluların milli mücadeledeki fedakârlık ve kahramanlıklarından söz ederek, bu hizmetlerini hiçbir zaman unutmayacağının da altını önemle çiziyordu. Atatürk, dostluğuna ve bağlılığına sınırsız bir güven duyduğu Trabzonluların arasında iken Cumhuriyet tarihimiz için her biri ayrı önem taşıyan konuşmalar yapmış, demeçler vermiş ve mesajlar iletmiştir…
İlk ziyareti, 15 Eylül 1924 Pazartesi Dumlupınar zaferinin ikinci yıldönümü törenlerine katılıp birçok ziyaretlerde bulunduktan sonra, Sonbahar Gezisi adıyla bir program düzenleyen Mustafa Kemal, Hamidiye zırhlısıyla İstanbul boğazından geçerek Trabzon’a gelmek üzere Karadeniz’e açılmıştı. Geminin iskeleye yanaşmasıyla birlikte Mustafa Kemal, eşi Latife Hanım ve yanındaki İstanbul Milletvekili Hamdullah Suphi Bey, Gaziantep Milletvekili Kılıç Ali Bey, Rize Milletvekili Rauf Bey ve Bozok Milletvekili Salih Bey ile birlikte karaya çıktıklarında vuslat sona ermiş, sevinç gözyaşları içinde karşılanmıştı…
İkinci ziyareti, 27 Kasım 1930 Perşembe. Trabzon gezisinin gerekçelerinden birini teşkil eden Belediye Meclisi’ne seçilen üç bayan üyeyi de kabul ve tebrik edip kahvesini içerek bir süre sohbet ettikten sonra Trabzon halkının gösterdiği candan sevgi gösterilerinden son derece mutlu olduğunu belirtiyordu…
Üçüncü ziyareti, 10 Haziran 1937 Perşembe, alkış sesleri arasında halkın içinden geçerek ikameti için düzenlenen Soğuksu’daki köşke hareket ediyordu. Daha önceki ziyaretleri esnasında gezdiği ve çok beğendiği Köşk’ü, satın alarak Atalarına armağan etmek üzere düzenleyen Trabzonlular, böylece amaçlarına erişmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı (Trabzon Valiliği İl Kültür Ve Turizm Müdürlüğü, 2000:102- 115)

   

Ortahisar evlerive Zağnos Vadisi

Ortahisar Mahallesi Trabzon’un en eski yerleşim alanlarından biri olması yanında bu tarihi yapısını günümüze kadar da taşıyabilmesi ile diğer kesimlerden ayrı bir yere sahiptir. Coğrafi yapısı zaten kendi başına ilginç bir görünüm arz etmektedir. Kentin ilk kurulduğu yerlerden birisi olmasında da bu yapısının insanları çekmesinin rol oynaması muhtemeldir. Batı yönünde Zağnos doğuda ise Tabakhane adında derin iki vadi arasında neredeyse dik bir şekilde yükselen; üzeri düz bir bölgedir. Osmanlı Devleti’nin ilk yaptığı eserlerin bulunduğu yerdir Ortahisar, Bol akarsuların ve vadilerin bulunduğu Trabzon’da, fetih sonrası birçok köprü yapıldıysa da bunlardan çok azı günümüze ulaşabildi. Ortahisar ile Atapark arasında ulaşımı sağlayan Zağnos Paşa Köprüsü, bunlar arasında en iyi durumda ve en ünlüsü olarak dikkat çekiyor. Fetih sonrasında Zağnos Paşa’nın, 1467 yılında tek gözlü olarak yaptırdığı köprü, 20 - 25 metre yükseklikte ve 50 - 60 metre uzunluğa sahip.

   
 

Sümela Manastırı

 

M.S. 395 yılında Atinalı Barnabas ve yeğeni Sophronos bölgeye gelmişler ve manastırı kurmuşlardır. XV. yy'da Ortodoks aleminin dayanağı olmuştur. 527- 565 Bizans İmparatoru Justinianos zamanında kiliseye önem verilmiş ve genişlemesi bu İmparator'un zamanında başlamıştır. El yazması bir kitap ve keşişlerin eşyalarını saklamaları için gümüş bir sandık hediye edilmiştir. 1340 yılında kilise tamamlanır. Kilisenin önünü kapatan 72 odalı Keşişhane'de tam bir düzen sağlanır. III. Alexios manastırın en eski kurucularından olarak geçer. III. Alexios büyük bir kasırgada canını Meryem Ana sayesinde kurtardığı için bu kiliseye özel bir ilgi duyar ve kiliseyi destekler. Yeni bir tesis haline getirir. Manastırın tesislerini düzenler. İbadet kilisesini, keşişlerin oturduğu binaların içini ve dışını fresklerle kaplar. 1360 - 1650 manastırın demir işlemeli dış kapısına ; “Doğu ve Batının Hakimi III. Alexios Bu Tesisin Kurucusu Olarak Gösterilmiştir” yazmaktadır. III. Alexios güneş tutulmasını burada izler. Kiliseye 17 adet el yazması kitap hediye eder. 18- 19 yy. manastır en parlak devrini yaşamıştır. 1914 yılında I. Dünya Savaşı ile keşişlerin yaşantıları da güçleşmiş, Manastırın açlık tehlikesi ile terk edildiği ileri sürülmüştür. 29 Ekim 1923 Cumhuriyet'in kurulması ile birlikte Manastırın kilise yaşamı sona erdi.

   
 
  Kaynakça
 

Akat, A. (2012). Trabzon ve çevresinde klasik Türk müziğinin tarihsel gelişimi, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 5 (23), 27-33.
Albayrak, H. (2010). Trabzon’un fethi. İstanbul:Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları.
Albayrak , H. (2010). Trabzon’da iki tarihi mekân. İstanbul:Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları.
Albayrak , H. (2013). Çaykara Sultan Murat Yaylası ve Sultan Murat savaşları, Ankara: Kurtuba Yayınları.
Aygün, N. (1999). Trabzon gümrüğü (1750-1800). Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları:75, 311-325, Trabzon.
Baskıcı, M. (2012). XIX. yüzyılda Trabzon limanı: yükseliş ve gerileyiş. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 67( 3), 33-56.
Bilgin, M. (2002). 1810 yılında Rusların Trabzon’u işgal girişimi ve Sargana Burnu çıkartması”, Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu I,Trabzon.
Bilgin, M. ve Yıldırım, Ö. (1990). Sürmene. İstanbul: Sürmene Belediyesi Kültür Yayınları.
Bostan, İ. ( 1999). Karadeniz’in dış ticarete kapalı olduğu dönemde Trabzon Limanı,Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları:75, 303-309, Trabzon.
Brindesi, J. (2013). Ottoman costumes. (Ed: Ahmet Arslantürk, Mert Sunar), İstanbul: Metamorfoz Yayıncılık.
Çelik Şavk, Ü. (2011). Sorularla insanlık tarihine yön veren 20 kişiden biri (Evliya Çelebi). Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Ankara.
Çiğdem, S. (2007). Eskiçağ’da Trabzon limanı: Askeri ve ekonomik yönden gelişimi ve doğu-batı ilişkilerindeki rolü, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10(2), 133-155.
Dağlı, Y. (1999). Evliya Çelebi Seyehatnamesi’nde Trabzon. Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları:75, 287-302, Trabzon.
Demir, N. (2006). Trabzon yöresinde destan kültürü ve tarihi alt yapısı. Turkish Studies International Periodical for the Languages Literatüre and History of Turkish and Turkic, (1)1:29-44.
Demirci, İ., Terzioğlu, İ. ve Ürküt, M. (2011). Osmanlı padişahları. Türkiye Mühendisler ve Mimarlar Birliği Kaşgar’dan Endülüs’e Türk İslam Şehirleri Sempozyumları Bursa Şehrengizi Özel Yayını, Ankara.
Emecen, F. (2009). Selim I. TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. 36: 407-414. İstanbul.
Emecen, F. (2010). Süleyman I. TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. 38: 62-74, İstanbul.
Emecen, F. (2013). Zağanos paşa. TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. 44:72-73. İstanbul.
Gedikoğlu, H. (1996). Akçaabat. Akçaabat Belediyesi Kültür Yayınları: 1, Trabzon.http://www.akcaabat.gov.tr/akcaabat/ sargana-destani.html, erişim tarihi: 12 Şubat 2014.
Gedikoğlu, H. (2008). Doğu Karadeniz masallar öyküler söylenceler destanlar, Trabzon:Serander Yayınevi.
Kuruluşunun 700. Yılında Osmanlı Devleti. (1999). Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
Goloğlu, M. (2013). Trabzon tarihi fethinden kurtuluşuna kadar. Trabzon:Serander Yayınevi.
Gravürlerle Türkiye VI. (1997). Giysiler Portreler (Garments, Portraits I). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığı.
Güler, İ. (1999). XVIII. yüzyılda Trabzon’un sosyal ve ekonomik durumuna dair tespitler. Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları:75,327-349, Trabzon.
Gürkan, K. İ. (1994). Trabzon fetih yıllığı. Ankara:Atlas yayıncılık.
Hacıfettahoğlu, İ. (2012). Trabzon armağanı 550. yılında fetih ve Fatih. Ankara:Atlas yayıncılık.
Hacıfettahoğlu, İ. ve Bal, M. (1994). Trabzon fetih yıllığı. Ankara:Atlas yayıncılık.
İnalcık, H. (2010). Kuruluş dönemi Osmanlı sultanları 1302-1481. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) Yayınları 70, Temel Kültür Dizisi; 17, İstanbul.
İnalcık, H. (2003). Mehmed I, TDV İslâm Ansiklopedisi. TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. 28:391-394. İstanbul.
İnan, K. (2003). Trabzon’un Osmanlılar tarafından fethi. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 14 (1) , 71-84.
İnan, K. (1999).Trabzon ‘un fethi. Trabzon Tarihi Sempozyumu.Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları:75, 141-151 Trabzon.
İnan, K. (2013). XVII. yüzyıl ortalarında Trabzon’da sosyal ve iktisadi hayat. Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları.Trabzon: Harman Yayıncılık.
Kılıç, Ü. (2008). Trabzon İskender Paşa vakfı. Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 4:9-27,Trabzon: Serander Yayınevi.
Kırpık, C. (1999). 1830 numaralı şer’iye siciline göre (1643-1644) Trabzon toplumunda kadın. Trabzon Tarihi Sempozyumu. Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları:75,,267-286, Trabzon.
Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığı, (1996). Trabzon. Kültür Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığı Yayınları:1828. İstanbul: Omaş Basım A.Ş.
Lermioğlu, M. (2011). Akçaabat tarihi ve birinci genel savaş-hicret hatıraları. İstanbul: A Grafik.
Mısıroğlu, K. (2006). Zağanos Paşa. İstanbul: Sebil Yayınevi.
Mistepe, U. (2007). İskender Paşa.http://www.iskenderzadeler.org/iskenderpasa.html, erişim tarihi: 28 Ağustos 2014.
Okur, M. ve Küçükuğurlu, M. (2009). Jeopolitik ve jeostratejik açıdan Trabzon Limanı. Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, 3 (11), 25-41.
Öksüz, H., Usta, V. (2014). I. Dünyasavaşı sırasında Rus donanmasının Trabzon ve çevresini bombalaması. Türkiyat Mecmuası, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 24(1), İstanbul.
Sevin, N. (1990). 13 asırlık Türk kıyafet tarihine bir bakış. Kültür Bakanlığı Yayınları:1195, Kültür Eserleri: 151, Ankara: Sevinç Matbaası.
Topal, Z. (2012). Sargana’dan işgale Akçaabat. Akçaabat Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul.
Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2000). Trabzon. İstanbul: A Grafik Yapım.
Trabzon Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü. (2006). Trabzon. İstanbul: A Grafik Yapım.
Turan, O. (1994). Trabzon tarihine bir bakış. Trabzon fetih yıllığı. Ankara:Atlas yayıncılık.
Tütüncü Esmer, G., Ateş, A. ve Esmer, S. (2012). Uluslararası ticarette Trabzon limanının dünü, bugünü ve geleceği, Türk Deniz Ticareti Sempozyumu (IV), KTÜ. Trabzon.
URL 1: http://www.ttk.gov.tr/index.php?Page=Sayfa&No=116, erişim tarihi: 12 Şubat 2011.
URL 2: http://www.trabzon.gov.tr/index.php?p=icerik_&cid=2, erişim tarihi: 20 Mart 2011.
URL 3: http://tarihvemedeniyet.org/2010/07/sehzade-selimin-seferleri, erişim tarihi: 12 Şubat 2011.
URL 4: http://www.trabzonkulturturizm.gov.tr/belge/1-68486/bedesten.html, erişim tarihi: 20 Mart 2011.
Usta, V. ve Soytürk, Y. (1996). Tarihi coğrafyası folkloru ile ilimiz Trabzon. Trabzon: Basın Kitabevi.
Uzun, E. (2008). Rus işgal komutanı S. P. Mintslov’un Trabzon günlüğü.Trabzon:Eser Ofset Matbaacılık.
Yenidoğan, U. (2008). Trabzon ticaret tarım fındık çay. Trabzon: Eser Ofset Matbaacılık.http://www.tb.org.tr/dosya/tarimticaret.pdf adresinden erişim tarihi:18 Mart 2011.
Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul, Türkiye. http://www.topkapisarayi.gov.tr/tr erişim tarihi: 22 Ocak 2014.
TheMetropolitanMuseum of Art, New York, ABD. http://www.metmuseum.org/search-results?ft=islamic&x=8&y=1, erişim tarihi: 17 Şubat 2014.
Viyana Sanat Tarihi Müzesi, Wien, Avusturya. http://www.khm.at, erişim tarihi: 27 Ocak 2014.
Askeri Tarih Müzesi, Viyana,Avusturya. http://www.hgm.at, erişim tarihi: 15 Mart 2014.
StaatlicheKunstsammlungen Dresden, Türk Odası, Dresden, Almanya. http://www.skd.museum/en/museums-institutions/residenzschloss/ruestkammer/tuerckische-cammer, erişim tarihi: 12 Mart 2014.
Devlet Ermitaj Müzesi, St Petersburg, Rusya,http://www.hermitagemuseum.org /wps/portal/hermitage/?lng=tr, erişim tarihi: 12 Mart 2014.

 
   


 
 
 
 
Suluboya Yağlıboya Rölyef Etkinlik
Bu sitede yer alan eserlerin hiç biri ( tamamen yada kısmen) sanatçısından izinsiz
ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz...